Yazı Detayı
01 Temmuz 2017 - Cumartesi 11:37
 
İbadetlerde devamlılık esastır
Musab SEYİTHAN
 
 

İbadet, sırf Allah rızası için O’na tazim ve saygı göstermek, O’nun emir ve yasaklarını yerine getirmektir. Ergenlik çağından itibaren başlayıp, ölüm anına kadar devam etmesi gereken bu görev, sadece belirli gün, saat ve dakikalara bağlı değildir.  Bütün hayatı kapsamaktadır.

Allah’a kulluk için yaratılan ve dünyaya gönderilen insan, “Elbette sizi korku, açlık; mallar, canlar ve ürünlerden eksiltmekle deneriz(Bakara2/155) ayeti gereği çeşitli yönlerden imtihana tabi tutulmakta ve kulluk yapıp yapmadığı konusunda sınanmaktadır.

 “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”(Zâriyât, 51/56)

“İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?” (Kıyâme, 75/36)

“Sizi sadece boş yere yarattığımız ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minûn, 23/115)

“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize Kulluk ediniz...” (Bakara, 2/21) gibi âyetler, insanın sorumlu bir varlık olduğunu ifade etmektedir. Biz mü’minler, kıldığımız farz ve nafile namazlarımızın her rekâtında اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ “(Rabbimiz!) Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım isteriz” (Fatiha, 1/5) diyerek her gün kulluğumuzu itiraf etmekte, ahdimizi yenilemekte ve ibadet hazzı ile yaratılış gayemizi hatırlamaktayız.

Merhum Muhammed Hamdi Yazır’ın ifadesiyle müminin, her gün “Kâinatta ben Allah’tan başkasına hürriyetimi veremem ve ancak O’na ve O’nun emrine boyun eğerim. İtaat etmeyi sever, isyandan nefret ederim, İyiliğe koşar, kötülükten sakınırım, iyiliğin başını da hakta bilirim. Allah’ın emrine uymayan, Allah hesabına yapılmayan hiçbir şeye ölürüm de baş eğmem. Çünkü ben yoktum, O beni var etti ve terbiye edip bana hürriyet verdi. Bu can, bu vicdan ve hürriyet bende O’nun emanetidir. Bunu yapan isterse sonsuz defalar daha yapabilir. Bundan dolayı O’nun yolunda her şeyi feda ederim. İstediği zaman yapabileceği, alacağı canımı da feda ederim, dünyayı da feda ederim. Bu uğurda acılara katlanır, iyilik ve hastalıklara göğüs gererim. Katlanamaz ve göğüs geremezsem ölürüm. O’nun emri gereği, zaten öleceğim. Ölürsem de böyle imanla, böyle bir dostlukla ölürüm. Başlangıcım toprak, sonum toprak olur. Allah’tan gelir, Allah’a giderim. İşte ben Allah’ın böyle bir kuluyum...” diyebilmesi ve buna içten bağlanması ne kadar büyüktür. İnsan için bundan daha büyük bir kuvvet, bir yücelik nasıl düşünülebilir?(Elmalılı, Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, İstanbul, 1971, c.1, s.103)

   وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ  “Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.”(Hicr, 15/99) ayeti kerimesi gereğince kulluk, süreklilik ister. Kullukta kesinti yoktur. Devamlılık onun temelidir. Bu açıdan kullukta tatil, izin, ara verme, istifa ve istirahat gibi dünyevi işlerde görülen kavramlar yoktur. Ancak kullukta, insanın fıtrî özelliklerine, sağlık durumlarına ve hayat şartlarına göre özel kurallar ve ruhsatlar vardır. İnsan, ergenlik çağından, ruhunu teslim edinceye kadar Allah’a kulluk yapmakla sorumludur.

   Yüce Allah Kur’an’ın birçok yerinde müşriklerin itirazları ve inatlarına karşı;Onlar, ne yaparlarsa yapsınlar, hangi hakarette bulunurlarsa bulunsunlar, seni ne şekilde incitirlerse incitsinler yılgınlık gösterme, tebliğ görevine devam et. Kulluk görevini ihmal etme. Secde edenlerden ol. Ölünceye kadar bana kulluk et anlamında Hz. Peygamber’den ve ona tabi olan herkesten kulluğa devam etmelerini istemiştir.

   Kulluk görevi süreklilik arz ettiğine göre, amellerde de devamlılık söz konusudur. Gerek Kur’ân-ı Kerim’de (Bak:Bakara,2/284;Ankebût,29/3)ve gerekse hadislerde (Bak:Tirmizî, Kıyâmet, 1)  insanın bütün ömür dakikalarından hesaba çekileceği, verilen hayat nimetini nasıl ve ne yolda tükettiğinin sorulacağı beyan edilmektedir. Kur’ân’da, ibadetlerin başı olan namaz konusunda “Namazlara devam edin…” (Bakar, 2/238)buyrulmaktadırYine Kur’ân’da mü’minlerin özellikleri şöyle anlatılır:Gerçekten mü’minler kurtuluşa ermiştir. Onlar, namazlarında huşu içindedirler...Yine onlar, namazlarına devam ederler.” (Mü’minûn, 23/1, 2, 9);  “Onlar, namazlarına da devamlıdırlar:” (Meâric, 70/23)

Bu ve benzeri âyetler ibadette devamlılığın esas olduğunu göstermektedir. Hz. Peygamberimizin amellerin devamlılığı konusundaki uygulamaları ve sözleri de bu izahımız teyit etmektedir. Alkame (r.a) şöyle nakleder: Mü’minlerin annesi Hz. Aişe’ye: Ey mü’minlerin annesi! Resûlüllah’ın ibadeti nasıldı? Günlerden birine tahsis ettiği bir şey olur muydu?”diye sordum. Bunun üzerine Aişe (r.a) bana şu cevabı verdi: “Hayır! Onun ameli devamlıydı…” (Buharî, Savm, 64, Rikâk,18; Ebû Dâvûd, Tatavvû, 27; Ahmed b. Hanbel, IV, 109)  

Yine Hz. Aişe’nin anlattığına göre Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur: “Allah indinde amellerin en makbulü, az da olsa devamlı olanıdır.” (Buharî, Îman, 32; Rikâk, 18; Müsafirûn, 216, 218; Münâfikûn, 78; Ebû Dâvûd, Tatavvû, 27; Nesâî, Kıyâmü’l-Leyl, 19; İbn Mâce, Zühd, 28; Ahmed b. Hanbel, V, 219)

   Görüldüğü gibi ayet ve hadislerde, ibadetlerde devamlılık emredilmiştir. Devamlı surette yapılan ibadetlerin az da olsa ara sıra yapılan ibadetten hayırlı olduğu anlaşılmaktadır. Zira devamlı bir şekilde yerine getirilen ibadet, az bile olsa Allah’a itaati, bağlılığı ve O'nu sürekli hatırlamayı ifade eder. Bu açıdan devamlı yapılan bir ibadet, devam etmeyen çok amelin kat kat önüne geçer.

   Farz ve vacip olan ibadetlerde kesinti söz konusu olamaz. Bunların miktarları ve vakitleri kesin olarak tayin edilmiştir. Ayrıca beş vakit farz namazlarla birlikte ve belli bir devamlılık içinde kılınan revâtip sünnetlerde de süreklilik esastır. Dolayısıyla azlık-çokluk bu ibadetler için söz konusu olamaz. Rasulullah’ın çoğunlukla yapıp, ara-sıra terk ettiği prensibine uyarak bu revâtip sünnetlerde de devamlılık esas olmalıdır.  Bunların dışındatatavvû/gönüllü olarak yapılan ibadetler, isteğe bağlıdırBir mü’min bu konuda prensip sahibi olmalı, gönüllü olarak ifa edilen ibadetlere de kendisini azar azar alıştırmalı ve devamlılık prensibini uygulamaya çalışmalı ve nefsini bu yönde terbiye etmeye gayret etmelidir.

Hz. Aişe validemizin anlattığına göre Hz. Peygamber (s.a.v), ayakları şişinceye ve patlayacak dereceye gelinceye kadar namaz kılardı. “Geçmiş ve gelecek günahların bağışlandığı halde, kendine bu şekilde niçin zahmet veriyorsun” sorusuna Hz. Peygamber, “Şükreden bir kul olmayayım mı?” diyerek cevap vermiş ve yaptığı bu uygulamanın kulluğun bir şükranesi olduğunu ifade etmiştir. (Buharî, Teheccüd, 6; Müslim, Münâfikûn, 79-81; Nesâî, Kıyâmü’l-Leyl17; Tirmizî, Salât, 187)  

   Bütün bu açıklamalar, kulluğun sadece belli günlere tahsisinin uygun olmadığını göstermektedir. Allahu Teâlâ’nın Ramazan ayı, kadir gecesi, Cuma günü, seher vakti gibi kıymetli, rahmetinin ve bağışlamasının bol olduğu günleri tahsis etmesinin sebebi, mü’minlere olan engin rahmetinin sonucudur. Allahu Teâlâ’nın diğer günleri de kulluğun yerine getirilmesi, ibadetlerin ifa edilmesi için önemli ve anlamlıdır. Akıp giden zaman içerisinde kulluk ve onun gereği olan ibadetlerin de kesintisiz ve noksansız devam etmesi gerekir. Mü’min, emanet olarak verilen hayatın, hiç ara vermeden tükendiğini unutmamalı ve kulluğun, sonsuzluğa uzanan çizgide sürekli devam etmesi gerektiğini aklından asla çıkarmamalıdır.

Ramazan ayını tamamladığımız şu günlerde, Ramazan mektebinde edindiğimiz “ibadetlerde devamlılık” hasletimizi aksatmadan devam ettirmeliyiz ki, yaratılış gayemize uygun olarak yaşadığımızın şahidi olsun.

Selam ve dua ile.

 
Etiketler: İbadetlerde, devamlılık, esastır,
Yorumlar
Diğer Yazılar
2.Lig Kırmızı Grup
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Anketler
Afjet Afyonspor Ptt ligine çıkarmı ?
Özlü Sözler
Her evin kapısı vardır. Kabirin ki ayak tarafındandır.


Hz. Muhammed
Bir Hadis
İslâm, güzel ahlâktır.


MEVLANA (R.A)
Arşiv
Alexa
Haber Yazılımı